İcra İflas Kanunu’nun “iflas erteleme”ye ilişkin hükümleri 15 Mart 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “7101 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile yürürlükten kaldırılmış ve bu değişiklik ile “konkordato” kurumunun kapsamı genişletilmiştir.
Genel olarak; vadesi geldiği halde “borçlarını ödeyemeyen” veya “ödeyememe tehlikesi bulunan” bir borçlunun alacaklılarına mahkeme aracılığıyla yaptığı ödeme teklifinin alacaklılarca kabulü ve mahkemenin tasdiki ile yeniden yapılandırılması şeklinde tanımlanabilecek olan konkordato, çoğu sözleşmede bir fesih nedeni olarak düzenlenmektedir. Zira bir sözleşme tarafının en büyük riski, borçlunun ödeme kabiliyetini yitirmesi veya bu kabiliyetin önemli ölçüde zayıflamasıdır. Bu noktada çoğunlukla sözleşme tarafları bu riski üstlenmek istemez ve konkordato ilan etmiş bir firma ile akdedilmiş olan sözleşmeyi haklı şekilde feshederek, ödeme kabiliyeti zayıflamış bir firmayla ticari ilişkiye devam etmez.
Ancak kanun koyucu son yapılan değişikliklerle bu uygulamanın önüne geçmeyi ve konkordato ilan etmiş bir şirketin ekonomik gücünü daha da zayıflatacak sözleşme fesihlerini engellemeyi amaçlamıştır. Bu doğrultuda, İİK m. 296’da yapılan son değişiklik ile, uygulamada sıkça rastlanan “konkordato talebinin sözleşmeye aykırılık teşkil edeceğine”, “haklı fesih nedeni oluşturacağına” ve “vadesi gelmemiş alacakların muaccel hale geleceğine” ilişkin sözleşme hükümlerinin borçlunun konkordato yoluna başvurması durumunda uygulanmayacağı düzenleme altına alınmıştır. Söz konusu hüküm ile konkordato nedeniyle borçlunun ekonomik faaliyetlerinin sekteye uğramaması ve kendisine mal veya hizmet sağlayan sözleşmelerin devamlılığı amaçlanmaktadır.
Bu hükmün istisnası ise İİK m.296/f.2’de düzenleme alanı bulmuştur. İlgili hükme göre; konkordato sürecinin başarıya ulaşmasını engelleyen sürekli borç ilişkileri, konkordato komiserinin uygun görüşü ve mahkemenin onayı ile herhangi bir zamanda feshedilebilir. Şu halde, borçlunun taraf olduğu sürekli sözleşmeler, borçlunun ekonomik durumunun iyileşmesine olumsuz yönde etki ediyorsa, sözleşme karşı tarafın zararının karşılanması koşuluyla her zaman feshedilebilecektir. Sözleşmenin feshedilmesi sebebiyle, akdin karşı tarafına ödenecek tazminat alacağı, konkordato tasdik edildiği takdirde konkordatoya tabi bir alacak olarak kabul edilecektir.
Amaçları doğrultusunda bakıldığında, ilgili maddenin ilk fıkrası konkordatonun başarıya ulaşması için gerekli olan sözleşmelerin devamlılığını amaçlarken; ikinci fıkra ise sürecin başarısını olumsuz etkileyecek sözleşmelerin bir an önce sona erdirilmesini hedefler. Bu yönüyle iki fıkra birbirini tamamlar niteliktedir.
Hükmün amacına ulaşmasını sağlamak için “sözleşme” kavramı borçlunun taraf olduğu ve işletmenin devamlılığı için gerekli olan tüm sözleşmeleri içine alacak şekilde geniş yorumlanmalıdır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, borçlunun kanun koyucu tarafından kendisine sağlanan korumayı kötü niyetle istismar etmesini önlemek için konkordato komiserinin sadece ekonomik koşulların değişmesi sebebiyle borçluya külfet haline gelen ve konkordato sürecinin başarıya ulaşmasını engelleyen sözleşmelerin iptaline izin vermesi gerekmektedir. Buradaki tek istisna ise hizmet sözleşmeleri olup, hizmet sözleşmelerinin bu şekilde sona erdirilmesi mümkün değildir.
Özetle, konkordatonun asıl amacının borçlunun ekonomik faaliyetlerini sürdürmek suretiyle borçlarını yapılandırarak ödemesine imkan sağlamak olduğu göz önüne alınarak, konkordato mühleti boyunca borçlunun ticari faaliyetlerine devam etmesi ve kural olarak, sözleşmelerin konkordato nedeniyle sona ermemesi amaçlanmaktadır. Öyle ki, konkordato halinin sözleşmenin feshine veya borcun muacceliyetine sebep olacağı taraflarca kararlaştırılmış olsa dahi, söz konusu sözleşme hükmünün konkordato halinde uygulama alanı bulması mümkün değildir.