Ülkemizde son dönemde yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle birçok şirketin mali güçlüğe düştüğü ve ödemelerinin ifasında zorluk yaşadığı maalesef bilinen bir gerçektir. Bu zorluklar, gerçek ve tüzel kişi tacirlerin farklı arayışlara girmesine ve çoğu zaman muvazaalı kabul edilebilecek pratik çözümlere sığınmasına yol açmaktadır. Bunlardan biri de ticari işletmenin devridir.
Son dönemde borçlu gerçek ve tüzel kişilerin, alacaklı şirketlerden mal kaçırmak amacıyla mal varlıklarını muvazaalı olarak üçüncü kişilere devrettikleri görülmektedir. Ancak; böylesi durumlar için kanun koyucu, Türk Ticaret Kanunu, Ticari İşletme Rehni Kanunu ve İcra İflas Kanunu’na bir takım hükümler koyarak alacaklıları koruma yoluna gitmiştir.
Öncelikle altı çizilmesi gereken husus, bir mal varlığının devri ile bir ticari işletmenin devrinin birbirinden ayrılması gerekliliğidir. Şöyle ki; işletmenin belirli bir malvarlığını devretmesi ile işletmenin bütün olarak devri birbirinden farklı hukuki olaylardır ve her somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir. Eğer borçlu işletmesinde devredilen mal varlığı olmadan faaliyetlerini sürdüremiyorsa söz konusu olay basit bir menkul satışı değil, ticari işletmenin devridir ve ticari işletmelerin devri ile ilgili hükümlere tabidir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 11. maddesin 3. fıkrası uyarınca; bir ticari işletmenin geçerli bir şekilde devredilebilmesi için, taraflar arasında akdedilen yazılı bir sözleşme, tescil ve ilan gereklidir. Devir sözleşmesinin yazılı olması bir geçerlilik şartıdır ve aksi şekilde düzenlenen sözleşmeler hüküm ve sonuç doğurmaz. Ticaret Sicili Yönetmeliği madde 133/3’e göre, devir sözleşmesinin geçerli bir şekilde kurulabilmesi için tescilin zorunlu olduğunu düzenlemiştir. Buradaki tescil kurucu tescildir. İlan ise iyi niyetli kişilerin mal iktisabını önlemek ve iyi niyeti ortadan kaldırmak için öngörülmüş olan bir şarttır. Yani sonuç olarak bir ticari işletme ancak yazılı bir devir sözleşmesi yapılması ve sonrasında söz konusu devir keyfiyetinin ilgili ticaret sicilinde tescil edilmesi suretiyle geçerli olabilecektir.
Kanun koyucu ticari işletmenin devrinde alacaklıları koruma altına almak için ticari işletmenin aktif ve pasiflerinin mutlak suretle birlikte devredilmesi gerektiğini öngörmüştür. Türk Borçlar Kanunu’nun 202, maddesi uyarınca; ticari işletmeyi devreden taraf devralan taraf ile birlikte ticari işletmenin borçlarından iki yıl boyunca birlikte sorumludur. Devralan tarafın sorumluluğu ise iki yıl geçmesinden sonra da devam etmektedir.
İcra İflas Kanunu’nun 280. maddesi uyarınca; bir ticari işletmenin devri durumunda, devreden borçlunun alacaklıları alacaklılarını tahsil edemiyorsa ve ticari işletmenin devri işleminin alacaklılardan mal kaçırma ve alacaklıları zarara uğratmak amacıyla yapıldığı anlaşılıyorsa, alacaklıların söz konusu devir tasarrufunun iptalini isteme hakkı ve bu suretle alacaklarını tahsili etme imkanı doğacaktır.
Bu nedenlerle; gerçekten bir şirketin mali zorluklarını aşması ve borçlarını ödeyebilmesi amacıyla ticari işletmesini üçüncü bir kişiye devretmesi planlanıyorsa, söz konusu devrin tüm yasal lazımelere uygun şekilde yapılması ve bu suretle devrin iptalinin önüne geçilmesi son derece önemli olacaktır. Benzeri şekilde; alacaklarının tahsilini engellemek amacıyla ticari işletme devri yapıldığı kanaatinde olan alacaklılar ise, söz konusu borçlunun gerçekleştirdiği muvazaalı ticari işletme devrinin iptalini talep edebileceklerdir.